İki ülke arasında artan ticari ilişkiler yanında Cezayir, bölgedeki değişen güç dengesinde istikrarlı yapısıyla da Türkiye için önemli bir ortak haline geliyor.
Cezayir’deki son cumhurbaşkanlığı seçimlerinin galibi, seçim kampanyası esnasında pek fazla halkın karşısına çıkmasa da sandığın galibi olarak 15 yıllık iktidarının üzerine bir dönem daha göreve gelmeyi başaran Abdülaziz Buteflika oldu. Cumhurbaşkanının sağlık sorunlarına rağmen Cezayir, gittikçe daha istikrarsız hale gelen bölgede nispeten istikrarını korumayı başarıyor.
Haliyle, Türkiye’nin bu ülke ile daha yakın ilişkiler kurmak istemesi sürpriz olmasa gerek. Tarihi bağlar ve son dönemdeki ekonomik işbirliği, Cezayir’i Türkiye açısından Afrika ile yeniden güçlü ilişkiler kurmaya yardımcı olabilecek, önemli bir ortak haline getiriyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2013 yılında beraberinde 200 iş adamı ile Cezayir, Fas ve Tunus’u kapsayan, ekonomik ve siyasi işbirliğini ilerletme amaçlı bir bölge gezisine çıktı. Ziyareti sırasında Cezayir ile Türkiye arasındaki vize şartını kaldırmak istediğini dile getiren Erdoğan, Cezayir parlamentosunda bir konuşma da yaptı.
Erdoğan’ın ziyareti, Türkiye’nin müttefiklerini çeşitlendirme niyetinin önemli bir göstergesiydi. Son dönemde bir dönüşüm sürecinden geçen Arap dünyasındaki değişen güç dengesi, Türkiye’deki politika belirleyicileri de bölgede yeni müttefik arayışına itti. Cezayir, istikrarsız bir bölgede pekâlâ yakın ve istikrarlı bir müttefik görevi görebilirdi.
Artan ekonomik ilişkiler
Cezayir, Türkiye’nin önde gelen ticari ortaklarından biri. Ankara’nın listesinde ticaret hacmi bakımından 32. sırada yer alıyor. Diğer taraftan, Türkiye de Cezayir’in en büyük on dış ticaret ortağı arasında. İki ülke arasındaki toplam ticaret, bavul ticaretini saymazsak, neredeyse 5 milyar doları bulmuş durumda.
Geçen yılın istatistiklerine göre, Türkiye’nin Cezayir’e yaptığı ihracat artarken, bu ülkeden ithalatında düşüş söz konusu. Bu avantajı dikkatli bir şekilde göz önünde bulunduran Türk iş adamları, ülkedeki Türk yatırımlarının payını artırmaya çalışıyor. Türkiye’nin önde gelen çelik üreticilerin Tosyalı Holding, 2013 yılında 750 milyon dolarlık yatırımla Vehran kentinde bir demir çelik fabrikası kurdu. Fabrika, sektöründe ülkenin en büyük tesisi konumunda.
Cezayir’in nispeten siyasi istikrar içinde olması sebebiyle, buradaki pazarlar, Türk şirketlerine özellikle daha cazip geliyor; Cezayir’de değeri 6 milyar doları aşan anlaşmalar ve projeler yapılıyor. Türk şirketleri, sosyal konut, hastane, baraj, karayolu, tünel ve liman inşaatı gibi pek çok farklı projeye imza atıyor. Her iki ülke hükümetinin de teşvikiyle yatırım projelerinin sayısı artıyor.
Cezayir hükümetinin ülkeye daha fazla doğrudan yabancı yatırım çekme planları, Türk şirketleri için yeni fırsat kapıları açabilir. Ülkede özelleştirilecek çok sayıda kamu şirketi mevcut. Hükümet ayrıca ciddi bir altyapı yatırımı yapmayı da planlıyor ki, bir habere göre toplam 150 milyar dolarlık yeni projeler geliyor.
Cezayir’i Türkiye için önemli kılan bir diğer etken de ülkedeki doğal kaynaklar. Dünyanın dokuzuncu büyük doğal gaz üreticisi konumunda ve onuncu büyük görünür rezervine sahip olan Cezayir, görünür petrol rezervleri bakımından ise dünyada 16. sırada yer alıyor. Türkiye’nin, kendisi için Rusya (yüzde 58) ve İran’dan (yüzde 18) sonra en büyük üçüncü doğal gaz tedarikçisi olan Cezayir’den (yüzde 9) gaz akışını güvenceye alma planları yaptığı açık. Hatta Ankara 2013’te Cezayir ile olan doğal gaz anlaşmasını 10 sene daha uzattı.
Siyasi işbirliği ve demokratikleşme
Cezayir, yatırım potansiyelinin yanında, Türkiye’nin bölgeye ilişkin dış politikası açısından da önemli rol oynayabilir. Suriye’deki iç savaş, Mısır ile kötüleşen ilişkiler, Libya’daki belirsizlik ve bazı Körfez ülkeleri arasındaki görüş ayrılıkları, Türkiye’nin Arap dünyasındaki dış politikasını kırılgan bir konuma sokuyor. Bu muğlak durum yüzünden, Ankara, bölgede süregelen çalkantıya dayanabilecek, daha sağlam ittifaklar peşinde. Cezayir’in istikrarlı ortamı ve samimi tutumu, diplomatik açıdan uzun vadeli stratejik bir işbirliğine zemin hazırlayabilir.
Türkiye ile Cezayir arasındaki ortak Osmanlı geçmişi, Ankara’ya bu sempati toplama hamlesinde kolaylık sağlayan bir unsur. 1514-1830 yılları arasında Osmanlı egemenliğinde kalan Cezayirliler, o dönemde sahip oldukları imtiyazlar ve özerklik sayesinde bölgenin en önemli siyasi ve ekonomik aktörlerinden biri haline geldi. Cezayirliler, çağdaş Cezayir devletinin kurulmasında Osmanlı döneminin büyük fayda sağladığı inancında.
Cezayir halkı, 1962 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazandığından beri Osmanlı geçmişini yeniden keşfediyor. Son dönemde Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya yönelik dış politika girişimleri, Cezayir’deki yatırımları, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) projeleri ve televizyon dizileri gibi vasıtalarla uyguladığı yumuşak güç, Cezayirlilerin Türkiye algısını olumlu yönde etkiledi. Türkiye artık Cezayirli turistler için en popüler yerlerden biri. Öyle ki, 2011-2013 yılları arasında Türkiye’yi ziyaret eden Cezayirli turist sayısı neredeyse yüzde 50 arttı.
Cezayir, Türkiye ile daha yakın ilişki içinde olarak, Ankara’nın son dönemde ekonomik ve siyasi reform anlamında kazandığı tecrübeden de yararlanabilir. Cezayir’i dikkatli gözle inceleyen her Türk ziyaretçi, ülkenin Türkiye’nin 1980’lerin sonu ve 1990’ların başındaki haline ne kadar çok benzediğini fark edecektir. O yıllarda dönemin başbakanı (ve daha sonra cumhurbaşkanı olan) Turgut Özal, Türk ekonomisinde bir açılım başlatmış ve bu süreç, Ankara’nın mali yapısını başarılı biçimde modernize ederek küresel ekonomi piyasasına entegre olmasını sağlamıştı. Özal’ın attığı adımların, siyaset sahnesinin demokratikleşmesine de katkısı oldu. Türk modeli, gerçekten de Cezayirli politika belirleyicilerin işine yarabilir.
Türkiye, Müslüman bir çevre içinde demokratikleşme konusundaki deneyimini paylaşarak, Cezayir ile ilişkilerini daha da güçlendirip, sürekli değişen, istikrarsız bir bölgede güvenilir bir ortaklık kurabilir.
Bu yazı ilk olarak Al-Jazeera’da yayınlanmıştır.